Kayıtlar

Deccalim ile 15 Saat

 Merhaba Sevgili Okurum... Saat 03.27 ve tahmin edebileceğin gibi bu saatte pek keyifli yazılar yazılmaz. Bugün tam olarak içimdeki bütün hislerin öldüğü günün yıldönümü değil fakat o ayın içerisinde sayılırız. Kutsal Ağustos.     Ağustos beni şaşırtmıyor ki bugün yine beklemediğim bir anda canevinden vurdu.  Uyumadan önce oynatma listemi karışık çalmaya almıştım ve yatağıma uzanmış yavaş yavaş uykuya dalmayı beklerken çok önceden silmem gereken bir şarkıyla karşılaştım. Nilüfer'in Son Arzum şarkısı...     Bazı şarkılar vardır öylece açıp dinleyemezsiniz. Şarkıcı o şarkıyı sadece atfettiğiniz kişi için söyler. Nilüfer Son Arzum'u 2023 Ağustos Deccal'im için söylüyordu. Dünyanın neresine gidersem gideyim o şarkı ona aitti. Bilmeyenler ya da okumaya üşenenler için kısa bir özet geçeyim; bir kuyruklu şeytan düşünün işte o tüm renklerimi çaldı. Bakmayın böyle "aaa geçti gitti canım." naraları attığıma. O bir ateşti, ateştendi. Nasıl ateş yarasının acısı geçte ...

Açın Karnı Doyar Egosu Doymaz

Selamm Sevgili Bal Köpüklerimm.. Mart'tan beri görüşmüyoruz vee sizi çok özleedimm 💕 Evet size birrr sürüü yenii konuyla geldim. Nereden başlayacağımı tam olarak bilemiyorum çünkü o kadar karmaşık şeyler başımdan geçti ki. Tane tane başlayalım. Son 2 aydır "Bu ne işşş be böyleee !?!" demekten bu söz dizimi benim atasözüm haline geldi. Sürekli: - nE? -Pardoon? -anlamadım? -NASIL YANİ? -şaka mı ?  şeklinde geçiriyorum günlerimi. Sanki 16.yüzyılın Avrupa köylüsüymüşüm de bulunan bütün yeniliklere şaşırıyormuşum gibiyim. Özellikle ummadık taşlar artık başımı yarmıyor çünkü başım yerimde kalmadı sağ olsunlar.      O kadar duyarsızlaştım, o kadar hissizleştim ki artık anlayabiliyorum 30 yaş ve üstünün dünyayı sevmek için bir neden bulamamasını. Büyümeyi hiçbir zaman istemediğimi biliyorsunuz ki ben hala Avengers, Disney filmleri kovalayan biri olarak kalmak istiyordum. Fakat son iki aydır hayatım: " ahahaha demek dünyanın renklerini hala canlı ve sıcak mı görmek istiyorsu...

Elma Mısın Karpuz Mu ?

 Selam Millett...     Yazmayalı u zun zaman oldu bal köpüklerim. Travmalarıma travma katmakla meşguldüm ahahah.      Kendimi son günlerde tuhaf hissediyorum. Bir deniz feneri gibi. Bu arada dünyada en sevdiğim aktivelerin arasında başı çeker geceden sabaha kadar dönüp duran deniz fenerinin ışığını izlemek. Küçükken yaşadığım şehirde büyük bir deniz feneri vardı. Balkondan hafif sarkınca (sakın denemeyin çocuklarr) onun loş ışığını görebiliyordum. Büyüyünce o ışık ben oldum.      Son iki haftadır hiçbir şey hissetmiyorum. Bir insanın hiçbir şey hissetmemesi normal mi ? Gece olduğunda "vay be bugün de bitti" diyorum. Yaşamım koca bir panjura döndü. Gündüzleri açılıyor, geceleri kapanıyor. Aslında bu hissizliğimi birçok beklentimin gerçekleşmemesine bağlıyorum ya da bir hevesle istediğim belki de onun mutluluğundan uyuyamadığım olayların içine girdiğimde aslında o kadar da şatafatlı olmadığını gördüğüme bağlıyorum. Oblomov ve Volkan Konak karışı...

Ağlak Kedi Yavrusu Sendromu ( Part Part Anlatım)

  Merhaba Sevgili Okurlarımm...     Bal köpüklerim diğer blog yazılarımdan da biliyorsunuz ki Maşallah dediğim üç gün yaşamıyor, "kanka o öyle arkasından konuştukları gibi birisi değil, iyi çocuk." dediğim kişi Deccal'den 3 sn sonra doğmuş çıkıyor ahahah.     Az önce yine -daha dün yazdığım blog yazımdaki- "iyi çocukla" saç baş kavga ettik.  Ah özür dilerim, saç baş kavga edemeyiz çünkü keldi.😭     Şu hayatta nereden kaptıysam iyi niyet hastalığını "Her iyinin içinde bir kötülük, her kötülüğün içinde bir iyilik." sözünü her kötü insanın içindeki o masum ağlak çocuğun olabileceğine inanmak istiyorum.  Hayır kardeşim hayır... Saf kötünün içinde sadece saf kötülük vardır. 45 dakika önce başıma gelen bir olayı anlatıyorum... Hemen sıcağı sıcağına çünkü bal köpüklerim taze sever 💛       Geçen hafta şu bahsettiğimiz "iyi çocukla" tanıştık. Ona uzun uzun iyi çocuk demek istemiyorum çakma pileybooyy Casanova diyeceğim, ki bu bil...

Fotoğraf Öykücülüğü... İlham: Tom Hanks

       Merhaba çook kıymetli okuyucularım 💕      Keyfiniz iyidir umarım demek isterdim fakat yine bir Türkiye sabahı ve yine güne acıyla başladık. Kimsenin keyfinin yerinde olmasını beklemiyorum. Bütün şehitlerimizin ruhu şad olsun, mekanları cennet olsun.     B ugün son günlerde gündemi sarsan bir olayın, yıllardır işlenen bir suçun, apaçık sosyal medyaya düşmesini takip ediyordum. Evettt hepinizin aklına geldi değil mi? Epstein ve Maxwell     Zeka, sosyete, para, güç...      Sözlüğü açıp baktığımız zaman dört normal kelime fakat Powerpuff Girls'deki gibi içine X maddesi gibi insan karışınca "canavar" yaratılabilir. Bu olaydan haberim Twitter gündeminden oldu. Oysaki ben evde masum masum dersimi çalışıyordum... Bunun çoook uzun ve detaylı bir olay olduğundan habersiz bu hashtage tıklayarak zihnimi bir çorbaya döndürdü.       Ha? Ne? Durun bir saniye... Ne olmuş? moduna giriyorsunuz ve ben merak e...

Koşun Koşuunn... 2023'ü Analiz Ediyoruz

Yeni yıldan herkese kucaak dolusu aşk sevgili okuyucularım 💕      Biliyorumm biliyorum uzun zamandır yazmıyordum ama neler oldu neler... İşte bugün size koca bir senenin özetini yazmak için geldim.      Bana göre 2023, hayatımın bu zamana kadar geçirdiğim en zor senesiydi. Ne sınav seneleri ne de Covid zamanında evde kapana kısıldığımız seneler... Bu senenin yanında solda sıfır kalır. Bakın kötü demiyorum ama oyunlardaki "Hard Level" işte bu yıldı.     Peki bu yıldan neler öğrendim ?   1) Kesinlikle sevmek ve sevilmenin suç olduğunu  (moodumuz 0.40 sn)      Öncelikle şuna bir açıklık getirmeliyim ki  sevmek ve sevilmek kavramlarını sadece aşık olmak şeklinde basit bir anlama indirgememeliyiz. Bu yıl bunu anlatmaktan dilimde tüy bitti. Bazı kelimelerin artık doğru kullanılmasını istiyorum ve bunun için de çabalıyorum. Sevmek yalnızca sevmektir işte. Hepsi bu.      2023'ün ilk aylarındaki sevgi yönüm 202...

Masaları terk etmiş olabiliriz ama anılar hala orada oturuyor

  "Bütün insanlar ölecek... Yeter ki geride kötü şeyler bırakmasın." -Mustafa Suphi      Dünyada kalıcı olmak, yaptığımız işlerle değil, insanların kalplerinde bıraktığımız izlerle ölçülür. Bu dünyaya rağmen, evet hala bu görüşü savunmaktayım. Karşımıza bu zamana kadar kaç tane kalpsiz çıktı? Çetelesini tutmadık ama nahif insanlar için buradayız. Hayatta.        Hayatımıza fark etsek de etmesek de, isteyerek veya tesadüfen bir sürü insan giriyor ve çıkıyor. Eski bir tanıdığım b ana,  bu dünyada kalıcı olmak için eser yazıp yayımlama gayesinde olduğunu söyledi. Öldükten sonra bile olabildiğince kalıcı.       Peki sevgili okurum... Bu dünyada kalıcı olmak için sadece yazılı bir eserinin olması ya da adının bir yerlerde yazması mı gerekiyor? Zihinlerde güzel bir anı olarak kalsan ve insanlar seni sonsuza dek gülümseyerek hatırlasa, kulaktan kulağa senin nasıl mükemmel bir insan olduğunu anlatsa kalıcı olmaz mısın ? Ya da...