Matilda ve Kuzgun Masalı
Matilda ve Kuzgun Masalı
Uzun zaman önce çiçeklerin bahar gibi koktuğu, kuşların şarkılar söylediği bir diyarda Matilda adında küçük bir kız yaşarmış. Her sabah yatağından kalkar kalkmaz saksısındaki rengarenk çiçekleri sular, tavşanlarına havuçlar marullar verirmiş. Bir gün penceresinin önüne bir kuzgun konmuş. Matilda uzun uzun bu siyah kuşa bakmış, çok şaşırmış. Hayatında hiç siyah rengi görmemiş. Onun bahçesindeki toprak bile kahverengiymiş. Kuzgun da ona uzun uzun bakmış. Penceresinden içeri uçup yatak başlığına konmuş. Matilda korkmuş ama ondan da kaçmamış. Kuzgun ona daha da yaklaşmış. O da kuzguna bir adım daha atıp onun simsiyah gözlerinin içinde bakmış, kendi yansımasını görmüş. Kuzgun anlamış. Ona, karanlığa ne kadar uzun bakarsan o da sana o kadar uzun bakar demiş. Matilda korkmuş bir adım geri çıkmış ama Kuzgun ona daha da yaklaşmış. Kanatlarını kocaman açmış Matilda'nın üzerine uçarak sert gagasıyla göğüs kafesini kocaman bir delik açmış. Kuzgun göğüs kafesindeki kemikleri tek tek gagasıyla çıkartıp Matilda'nın kalbine ulaşmış. Bütün damarlarını kesmiş kalbini gagasının ucuyla tutup Matilda'yı baştan aşağı süzerek 'seni kurtardım' demiş. Matilda ne olduğunu anlamamış, tek yaptığı şey elini göğsünün üzerine bastırarak parmaklarının arasından akıp giden sıcak kanı hissetmekmiş. Acı hissetmemiş. Kalbi yerinde yokmuş ama daha da büyük bir ağırlık varmış. Bütün bu gürültüye herkes Matilda'nın odasına koşmuş. Yerlerde hiç kan yokmuş, yalnız Matilda kanlar içindeymiş hala ayakta, kuzgunun uçup gittiği pencereden onun arkasından bakıyormuş. Kimse ne olduğunu anlamamış. Matilda pencereye koşmuş kuzgunun nereye uçtuğunu anlamaya çalışmış ama kuzgun ortalıkta gözükmüyormuş.
Ertesi sabah Matilda göğsünde kocaman bir dikiş iziyle uyanmış. Yatağından kalkmış leylak moru elbisesini giymiş. Çiçeklerini sulamadan bahçeye çıkmış. Bütün tavşanları büyük bir sevinçle etrafını sarmış ama Matilda onları görmemiş. Gözleri evinin çitinin arkasındaki karanlık ormana takılmış. Karanlığa bakmış, karanlık ona bakmış. Kimseyle konuşmadan bahçeden çıkıp ormanın içine girmiş. Ormanın derinliklerine kadar ilerledikçe o kadar parlak kalmış ki ormanın içinden geçer akarsudan bir avuç toprak alıp bütün elbisesine bulaştırmış. Kuzgunu aramaya devam etmiş. Ormanın içine girdikçe dikenler kıyafetini yırtmış, bütün ısırgan otları kollarını sarmış, kuru dallar yüzünü çizmiş. Kan revan içinde kalan Matilda bir ağacın tepesine çıkmış ve gecenin geçmesini beklemiş. Ormanın kokusuyla derin bir uykuya dalmış.
Matilda'nın yokluğunu bütün bahçe anlamış. Çiçekler susuz, tavşanlar aç kalmış. Ağaçların yaprakları birer birer dökülmeye başlamış. Haziran'ın ortasında kış gelmiş. Güvercinler kapalı kafeslerinde ölmüş, karıncalar yolunu şaşırmış birer boncuk tanesi gibi soğuktan donmuş, rengarenk kuşlar uzak diyarlara göç etmiş. Ama kimse Matilda'yı aramamış.
Bir ay sonra Matilda uyanmış. İlk yaptığı şey göğsüne bakmak olmuş. Dikiş izi hala oradaymış. Isırganların, kuru dalların yarası geçmiş. Ağaçtan inmiş ve kuzgunu aramaya devam etmiş. Bir gün gitmiş, iki gün gitmiş, üç gün gitmiş... Her taşın altına bakmış, her uçan kuşu o sanmış. Gide gide ormanın sonuna gelmiş. Bir adım daha atsa falezlerden aşağı düşecekmiş. Dalgalara bakmış. Onu çağırıyor gibi her defasında kucak açarak sertçe kıyılara çarpıyormuş. Dalgaların köpükleri ona, bana bırak kendini alıp seni götüreyim diyormuş. Uzunca bakmış aşağı Matilda. Ama benim aradığım sen değilsin ben yüreğimi arıyorum demiş köpüklere.
Köpükler: Bir zamanlar beri aramıyor muydun? Zaman zaman buraya geldiğini biliyorum. Seni izliyordum ama korkuyordun. Hazır değildin. Şimdi de hazır değilsin. Hiçbir zaman hazır olmayacaksın ama şimdi daha yakınsın; demiş. İçin daha ne kadar soğuyabilir alev alev yanarken?
Matilda düşünmüş; Evet aradığım sendin. Nerede olduğunu biliyordum ama gelemiyordum. Şimdi ise aradığım yerde değilsin. Bir kuzgun gördün mü ? Simsiyah tüyleri olan gagasında bir et parçası olacak, eğer hala yemediyse.
Dalgalar durmuş, köpükler düşünmüş. Biraz daha yükselip seni alacağım sadece bir adım daha at bana doğru demiş köpükler. Daha sert çarpmaya başlamış kayalıklara. Yükseldikçe yükselmiş, falezleri aşmış. su damlaları Matilda'nın ayak bileklerine geliyormuş. Matilda korkmuş. Bir adım geriye çekilmiş. Hayır demiş artık istediğim sen değilsin. Ben kuzgunu arıyorum. Nerede olduğunu söyleyecek misin, yoksa ben gidiyorum. Dalganın köpükleri dağılmış. Sadece yavaş yavaş kayalıklara vurmaya başlamış. Matilda, köpüklerin ona cevap vermeyeceğini anladıktan sonra tekrardan ormana geri dönmüş. Ormanda bir süre ilerledikten sonra taşlardan derme çatma eski bir kule görmüş. Kulenin kapısını büyük bir kaya parçası kapattığı için Matilda taşların üzerinden tırmanıp bir pencereden içeri girmiş. Başını kaldırdığında gördüğü ilk şey kuzgun olmuş. Ona, Bana ne yaptın? diye sormuş. Kuzgun hiçbir şey söylememiş. Kuzguna doğru yaklaşmış. Onu yakalayıp kanatlarını yolmak sonra da pencereden aşağı uçurumdan atmak istemiş. Matilda her yaklaştığında kuzgun bir adım geriye uçmuş. Sonra yüksek bir taşın üzerine konup "Kalbinin nerede olduğunu bilmek istemiyor musun?" demiş. Kalbindeki boşluğa çoktan alışmış olan Matilda; artık umurumda bile değil ama merak ettiğim eğer bir kalbim yoksa bu yerindeki ağırlık da ne? diye sormuş. Kuzgun silkelenmiş Matilda'nın omzuna konmuş; çabalamaktan asla çekinmeyen tarafın ve çabalamanın hiçbir işe yaramayacağını fark eden tarafın. Buraya kadar kalbin için geldin. Şimdi ise istemiyorsun bile. İşte bu istenmemenin ağırlığı. Ait olmadığın bir yerdeydin ben seni aitliğine getirdim. Seni kurtardım, demiş. Sonra uçup Matilda'nın arkasına geçmiş, köşede duran boy aynasına kadar arkasından itmiş. Aynada evinin yansımasını gören Matilda gözlerine inanamamış. Kümesteki ölen güvercinleri çöp torbalarına koyup kaldırmışlar. Tavşanları ormana bırakmışlar. Kuruyan bütün çiçekleri ,sulamak yerine kökünden kazımışlar. Bahçeden odasını gören pencereyi siyah bir perde ile kapatmışlar. Bir sabah güneşiyle unutulduğunun farkına varmış Matilda. Bu hayatı hiç yaşamamış gibi yapabilir miydi? Kuzguna bakmış. Hadi demiş kuzgun, pencerelerin önündeki taşları çekelim ayın ışığı girsin içeri. Bir daha dönemez miyim geri, demiş Matilda. Ah Matilda demiş kuzgun. Bir yere ait olma çaban o yere ait olmadığının en büyük göstergesi değil mi? Şimdi sana kalbini vereceğim burada kal, demiş ve uçup kalbi getirip Matilda'nın önüne koymuş. Matilda çok öfkelenmiş ve kalbi kaptığı gibi pencereden dışarı köpüklerin içine atmış. İstemem demiş bağırarak. İki elini birden hızlıca göğüs kafesinin üzerinden bastırıp bütün dikişlerini sökmüş, yeni yeni birleşen derisini birbirinden ayırmış. Parmaklarından dirseklerine kadar akan kana aldırış etmeden, karanlıkta seçebildiği kadar, irili ufaklı taşları göğüs kafesinin içine doldurmaya başlamış. Kuzgun ne yapacağını şaşırıp Matilda'nın başının üzerinde dönüp durmuş. Engellemek için kanat çırpmış. Matilda'nın rengi gittikçe solmuş, gücü tükenmiş. En sonunda olduğu yerde oturup kalmış. Elindeki irili ufaklı simsiyah taşlara bakmış ve fısıltıyla son sözleri dökülmüş dudaklarından; yüreğimde bu siyah taşlar var ama her beyaz taşa baktıklarında benim yüzüm hatırlansın, demiş ve hayal kırıklıklarıyla dolu gözlerini kapatmış. Kuzgun gagasıyla Matilda'nın göğsündeki taşları hızlı hızlı çıkartıp kalbini geri koymuş. Ama artık iş işten çoktan geçmiş.
.
.
Neden böyle bir masal yazdığımı sana tarif edemem sevgili okurum, birini dövmek yerine yazmak daha mantıklı geliyor her zaman. Yazdığım her yazı birinin cenaze marşı biliyorsun bunun üzerine konuşmuştuk diğer yazılarımda. Uzun lafın kısası; Sev seni seveni, hâk ile yeksan ise; sevme seni sevmeyeni, Mısır'a sultan ise, demiş atalarımız. Atalarımız çok zeki değil mi ? Olayları çözmek yerine böyle sözler söyleyip küstükleri için spritüal 'ata karma temizleme tayfası' size çok müteşekkir 🙏🙏🙏🙏
Kendinize iyi bakın, sevdiklerinizin tadını çıkartın hala sevdiklerinizken.🌻
MORİ
Yorumlar
Yorum Gönder